25 Haziran 2010 Cuma

Bir Değer Olarak "Elano"




Dünya kupasında göstermiş olduğu yüksek performans sonucu Galatasaraylı taraftarların çoğunluğunda bir Elano heyecanı aldı başını gidiyor. Gözlemlediğim kadarıyla Galatasaraylı futbolseverler Elano’nun,Galatasaray’daki ilk sezonunda gösterdiği etkisiz performansı, asıl mevkisinde oynatılmamasına ve takım arkadaşlarının kendisini anlamaktaki yetersizliğine dayandırıyor. Gerçekten de, saha içindeki bir çok durum, Elano’nun,başını Arda’nın çektiği bazı oyuncular tarafından görmezden gelindiğini kanıtlar nitelikte.

Saha içi etkenleri bir kenara bırakıp, olaya başka bir açıdan bakacak olursak, geçen sezon Elano’ya ofansif orta saha, orta saha sağ iç, sağ kanat, sağ kanat forvet ve savaşkan orta saha pozisyonlarında şans verildiğini görmekteyiz. Benim bu görüntüden çıkarttığım iki sonuç var:

İlk olarak diyebiliriz ki Elano, sürekli pozisyonu değiştirildiği için gerçek performansını sahaya yansıtamamıştır. Bu önermeye göre düzenli bir mevkiden oynamadığı için Elano’nun verimini düşmüştür.

İkinci sonuç ise, Elano’nun,  kolay vazgeçilecek bir değer olmadığı için kendisinden faydalanılma adına farklı pozisyonda denenmesidir. Buradan varacağımız noktaysa, sezon boyunca uygulanılmak istenen sistem içerisinde Elano’nun verimsiz olması nedeniyle kendisine takımda bir yer açma uğraşının süregeldiğidir.

Galatasaraylıların kendisinden beklediklerini düşünürsek, Elano’nun Lincoln gibi topla cambazlık yapması, Alex gibi oyun zekasını kullanarak arkadaşlarının performansını yükseltmesi ve yeri geldiğinde bir defansif orta saha oyuncusu gibi topsuz oyuna dahil olması gerekmektedir. Maalesef bahsettiğimiz kişi Xavi yahut Iniesta olmadığı için bu beklentilerin karşılıksız çıkması son derece doğaldır. Galatasaray gibi hücum etkinliği dripling kabiliyeti yüksek ve takım oyunundan çok bireysel yeteneklerine abanan iki kanat forvete dayanan bir takımda, Elano gibi bir oyuncunun verimli olamamasından doğal bir şey olamaz. Bu yüzden teknik yönetimin gelecek yıla yönelik olarak bir tercihte bulunması hepimiz adına iyi olacak.

Benim gözüme çarpan bir başka nokta ise Elano’nun performansının Keita ve Kewell’ın varlığında gözle görülür seviyede artmış olmasıydı. Ancak Arda ile Elano yan yana oynadığı zaman görüyoruz ki takımın hem genel performansında da, hem de Elano’nun bireysel performansında çok ciddi seviyede düşüş gerçekleşiyor. Eğer takım, Arda ve Keita gibi iki kanat forvetle hücum yükünü taşımayı düşünüyorsa Elano’nun bu takımda hiçbir şekilde yeri yok. Çünkü kendisi “box to box” olarak tabir edebileceğimiz fizik gücü yüksek ve her yerde basabilecek bir orta saha oyuncusu değil. Bu yüzden Elano, Galatasaray’da bir “değer” olarak ön plana çıkamıyor ve taraftar zaman zaman attığı 2-3 uzun pasa aldanarak ne kadar büyük bir oyuncuyu izlediklerini düşünüyorlar. Elano bu şekilde kullanıldığında büyük oyuncu gibi değil heba edilen bir değer oluyor.

Elano’nun oyun kurucu rolünü üstlendiği, orta sahayı kalabalık tutan bir oyun anlayışı dahilinde daha iyi performans göstereceğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Şayet bu durum, takımın Arda ve Keita’dan feragat etmesi gerektirmekte ve Kewell yahut Kewell kalibresinde bir başka hücum elemanının transferini zorunlu kılmaktadır. Düşünülebilecek bir başka alternatif ise Arda ve Elano’yu birlikte gönderip yeni bir hücum hattı yapılandırmasına gitmek olabilir. Olur da böylesi bir tercih gerçekleşirse takımın Keita ve Baroş üzerine kurulması ve yapılacak transferlerin orta sahaya katkı yapabilecek nitelikte isimler olması gerekmektedir. Şahsi fikrim son tercihin Galatasaray’ın selameti açısından en iyi olduğu yönünde, ancak gelecek ne getirir orasını bilemeyiz. Bir futbolsever olarak temennim şu ki; ne Elano gibi nice değerler bu topraklara gelip mundar olsun ne de bizler futbolseverler olarak 90 dakika boyunca Brezilya milli takımının önemli bir parçası olan isme ana avrat sövelim. Umarım herkes için iyi olan tercihler üstün gelir.

Rijkaard Romantizmi



Anlaşıldığı kadarıyla Türk’ün Frank Rijkaard’la imtihanı önümüzdeki yıl da devam edecek. 2009/2010 sezonunda geriye dönüp baktığımızda iç karartıcı bir resim ile karşılaşmaktayız. Yapılan yıldız transferler hayal kırıklığı yaratmış, Galatasaray son beş yılda altıncı kez yeniden yapılandırmaya gitmek zorunda kalmıştır. Sportif başarısızlığın yanı sıra, Galatasaray transfer politikası olarak yıldız isimlere bel bağlamış bir takım görüntüsü çizmiştir. Bir yıl boyunca Galatasaray’ı futbol laboratuarı olarak kullanan Rijkaard, elindeki malzeme ile kafasındaki sistemi uygulayamayacağını 60 küsür maç sonrasında kabul etmek zorunda kalmıştır. Galatasaray taraftarına ise, takımın başındaki isimlerin yarattığı illüzyonun etkisi dahilinde “buna da şükür” dedirtilmiştir.

Galatasaray’ın son beş yıldaki altıncı yapılandırmasının dayanağı olarak kadro yetersizliği öne sürüldü. Bu argümana göre Galatasaray’ın, Harry Kewell, Milan Baros gibi sakatların yerini doldurabilecek oyunculara sahip olmaması en önemli problem olara servis edildi. Öte yanda orta saha oyuncularının oyunu “iki yönlü” oynama zafiyeti sonucu Elano gibi bir değer asıl pozisyonundan geride bir mevkiye kaydırıldı ve topu oyuna sokmada problemli defans oyuncuları yüzünden takım geriden oyun kuramadı. Ömer Üründül tabiriyle “bloklar arası bağlantılar” kopuk kaldı.

Rijkaard’ın kafasındaki sistemi düşünürsek doğruluk payı taşıyan ancak Galatasaray gerçeklerini göz önünde bulundurduğumuzda saçmalıktan öte olan bu argüman sayesinde yönetim, geçen yıl ki sportif başarısızlığı futbolcuların üzerine yıkıp kendilerini aklayacak bir kanal yaratmayı başarmıştır. Sonuç olarak geçen yılın bana göre özeti kabaca şu şekildedir:

Rijkaard’ı kazmalarla muhatap ettiğimiz için Galatasaray başarısız olmuştur.

Peki o zaman şimdi ne olacak?

Gidenler ve kalanlar henüz netleşmediği için geleceğe dönük bir yorum yapmak mümkün değil. Ancak taraftarların büyük bir çoğunluğu yapılacak iyi takviyelerle takımın Rijkaard elinde düze çıkacağını ummaktadır. Başarı, sayın Adnan Polat’ın da ifade ettiği gibi Rijkaard ile uzun vadede gelecektir; Önümüzdeki yıl sonunda sözleşmesi sona erecek olan Rijkaard ile!

Sonuçta hiç birimiz Rijkaard kadar bu işten anlamıyoruz ancak hazretin tercihlerini düşündüğümüzde Galatasaray’ın, benzer bir oyun anlayışla başarılı olacağı fikri bana uzak gelmekte. Defans yönü sıfır olan kanat forvetlerin (Harry Kewell bu açıdan bir istisna olarak değerlendirilmelidir. Gerek oyun zekası gerek de pas yetenekleri açısından kesinlikle Rijkaard’ın sisteminin adamıdır.) yine defansif yönü çok zayıf olan ofansif orta saha oyuncuları tarafından desteklendiği bu sistemin uygulanabilmesi için, son derece üst düzey fundamental ve taktik bilgisine sahip oyunculara ihtiyaç duyulmakta. Bu sebeple, Keita, Arda ve Elano karakterinde futbolcular bir arada oynatıldığı sürece Galatasaray’ın orta saha problemlerinin, iki orta saha oyuncusu ve topu oyuna sokan bir stoperle çözümleneceğine inanmak, bana son derece iyimser bir yaklaşım gibi gelmekte. Bunun yanı sıra geçtiğimiz sezonun en üst düzey takımları olan Inter, Bayern Münih ve Manchester United’ın oyun felsefesini düşündüğümüzde, yer yüzünde bu sistemi Barcelona ve birkaç istisna dışında uygulayabilecek takım bulmak oldukça zor.

Frank Rijkaard’ın kafasındaki felsefeyi iki yıl gibi kısıtlı bir zaman dilimi içersinde ve Galatasaray’ın sınırlı finansal gücüyle uygulamasını beklemek kanımca hayalciliktir. Asıl trajik olan ise, çok değil iki yıl önce, neredeyse sadece Elano maliyetine kurulan takımın, ülke ve futbolcu gerçeklerini göz önünde bulunduran bir teknik direktör elinde neler yaptığını görmüş bir taraftar kitlesinin Uğur Uçar, Emre Güngör, Barış Özbek, Mustafa Sarp, Mehmet Topal ve Servet Çetin gibi değerleri bir çırpıda “kazma” diyerek harcamasıdır. (Ki takım yeterince mücadele etmiyor dediği için beyinsizlikle suçlanan ve kadro dışı bırakılan Servet Çetin’in bahsettiği noktayı geçen ay verdiği mülakatla doğrulayan Neeskens’i hatırlatmak isterim).

Futbolcular yetersiz olabilir, taktik bilgileri yahut fiziksel durumları Galatasaray seviyesindeki bir takım için düşük olabilir ancak takımın başındaki isimlerin bu malzemeden yeterince yararlandığını düşünebilmek mümkün müdür?

Bence Galatasaraylılar, Frank Rijkaard’a koşulsuz şartsız destek vermeden önce bu sorunun cevabını düşünmelidirler. Aksi takdirde daha çok yabancılara pas vermeyen yeniçerileri, oyunu iki yönlü oynayamayan kazmaları, topu elinden kaçıran kalecileri, kız arkadaşıyla alemlere giden yıldız oyuncuları tartışır dururuz. Sonuçta yönetime ve takımın başındakilere dokunan kimse yok!

Yeniden Yapılanma

Galatasaray başkanı olarak 5 yılda 6 kez yapılanmaya giden Adnan Polat'tan ne eksiğimiz var diyerekten, blogda yenileden yapılandırmaya gidiyoruz. Artık "Ucmalı Kaleci" olarak değil de, duruşumuza, hayat felsemize, başta futbol olmak üzere, müzik, edebiyat, sanat alanındaki beğenilerimize daha uygun olan "ajan provokatör" ismi altında o birşeyler karalamaya devam edeceğiz.