31 Mart 2010 Çarşamba

Derbi Özel: Rijkaard'ın Galatasaray'ı

Futbol orta sahasız olmuyor. Geçen yıl Skibbe’nin Galatasaray’ını bitiren, ileri alanda basit top kayıpları ve defansa hiç destek vermeyen dört oyuncuyu bir arada oynatma girişimi olmuştu. Skibbe’nin Galatasaray’ı doğru sistemle oynuyordu ancak orta saha direnci Lincoln, Baros, Kewell ve Arda’yı bir arada taşımaya yetmiyordu. Son beş yıla dönüp baktığımızda Hagi döneminden sonra Galatasaray’ın ortasaha direncinin Kalli dönemi dışında hep sallantıda olduğunu görmekteyiz. Belki de bu noktada Kalli’nin niteliklerine odaklanmak bize daha iyi bir fikir verebilir.
Kalli’yi Skibbe ve Rijkaard’dan ayıran en temel özelliğin rasyonellik ve içinde bulunduğu koşullara uyum sağlama olarak tanımayabiliriz. Kendi prensiplerinden ödün veren birisi değildir Kalli -tıpkı Rijkaard gibi- ancak Kalli’yi Rijkaard’dan ayıran en önemli nokta bunu yaparken içinde bulunduğu koşulları, elindeki malzemeyi ve Türkiye’de oynanan futbolun özelliklerini gerçekçi bir şekilde göz önünde bulundurmasıdır. Kalli’yi Rijkaard’dan daha büyük yapan özellik budur. Kalli döneminde beğenilmeyen Galatasaray’ın en önemli özelliği , (tıpkı hazretin 92’de kurduğu takımda olduğu gibi ) sahanın her yerinde basan fizik-kondüsyonu yüksek bir “ekip” olmasıdır. (Mehmet Cansun’un tabiriyle“Çin Ordusu gibi Saldıran) Kalli bunu Mehmet Topal, Emre Güngör, Barış Özbek, Serkan Çalık, Orkun Usak, Volkan Yaman, Orhan Ak, Mehmet Güven, Uğur Uçar gibi oyuncularla yapmıştır.

O dönemde Galatasaray’ın oynadığı futbol kalitesinin yüksek olduğunu iddia edemeyiz ancak popüler bir örnek vermek gerekirse Galatasaray, o kadro ile Şükrü Saraçoğlu stadında Fenerbahçe’ye pozisyon vermeden sekiz net gol pozisyonu bulan bir oyun ortaya koymayı başarmıştır, gol atmayı başaramamıştır ayrı konu. Bugün geldiğimiz noktada ise o dönemki sistemin içersinde başarılı olan futbolcuların iki yılda nasıl oldu da geriye gittiğini tartışan arkadaşlara bu futbolcuların başarılı olduğu sistemi hatırlatmak istiyorum. Mehmet Topal, Kalli döneminde hiç yoktan parlamıştı, bunu yaparken solunda Ayhan sağında Barış oynamaktaydı.

Kalli’nin uyguladığı sistem doğrultusunda Barış ve Ayhan orta sahada onların ilerisinde Serkan Çalık ve Hakan Şükür ise ön alanda pres yaparak Mehmet Topal’ın parlamasına imkan veren ortamı hazırlıyorlardı. Mehmet Topal’ın iki yönlü oyunu defansif anlamda hiçbir katkı yapmayan 5 hücum elemanı arkasında bir şey ifade etmez, edemezde. Essien gibi tek kişilik ordu tipi bir futbolcu bile bu yükün altından kalkamaz.

Rijkaard’ın Galatasaray’ı Kalli yahut Skibbe’nin ki gibi değil. İşine kimse karışmıyor. Kimse ona neden böyle yaptın diyerek hesap sormuyor. Hep destek tam destek! Ancak ortaya çıkan sonuç kimseyi memnun etmiyor. Galatasaray’ın bir yıl içersinde Barcelona’ya dönüşmesini bekleyecek kadar hayalci olmamak gerekiyor. Barcelona’nın bugünkü konumuna ulaşmasında 1973’den itibaren atılmış bir temel olduğunu unutmamak gerekiyor. Ancak ben 1992’de Kalli’nin attığı temelin üzerine 2000 yılında UEFA Şampiyonu olmuş bir takımın emekleme, zirveye çıkma ve dibe vurma dönemlerini görmüş birisi olarak, iki yıl önce minimum maliyetle temelleri atılan iyi bir yatırımın şu an nasıl böylesine tüketildiğini anlayamıyorum. Maddeler halinde bu tüketilmişliği ifşa etmeyi, Galatasaray rakiplerine minimum 3 gol attığı günlerden beri bu sistemi eleştiren birisi olarak boynumun borcu olarak görüyorum. İşte benim yazmayı bıraktığım günlerde Rijkaard’ın Galatasaray’ı ile ilgili tuttuğum notlardan bir demek:

-Rijkaard’ın Galatasaray’ı hücum futbolu oynuyor. Doğru! Rijkaard’ın Galatasaray’ının hücum futbolu oynamaktan başka bir çaresi yok çünkü oyun felsefesi yediğinden çoğunu atmak üzerine kurulu. Bunun sebebi de stem ve diziliş gereği bu takımın gol yemeden maç bitirmesi çok zor olmasıdır.

-Rijkaard’ın Galatasaray’ı Total Futbol oynama derdinde (mi) dir? Pressiz Total Futbol oynamak mümkünse, evet. Eğer ortada aksayan bir şey var ise bunu görüp de önlem alması gereken kişiler kimdir? Rijkaard ve Neskeens. Ortada aksaklık var mıdır? Takımın minimum 3 gol attığı günlerden beri vardır. Alınan önlemler nedir? Hiç. Olsun, Büyük hocalıkta olur böyle şeyler diyelim.

-“Rijkaard’ın Adaleti”’nden nasibini alanlar Ayhan Akman, Barış Özbek, Kader Keita, Caner Erkin, Emre Güngör ve son olarak Servet Çetin oldu. Bunun dışında Elano, oynadığı tüm maçlarda takıma sırf varlığıyla, bu saydığım oyuncuların bireysel hatalarından daha fazla zarar vermiş birisi olarak hep sahada kaldı. Kewell, Nonda, Arda, ve Giovani, bu isimler performanslarının süründüğü dönemlerde bile sahada kaldılar, ve maalesef hep beraber sahada kaldılar. Demek ki Rijkaard’a göre bütün oyuncular eşit ama bazıları daha eşit! Galatasaray, kesinlikle hak edenin forma giydiği bir takım değil. Hoş, öyle bir takım hiç olmayabilir de!

-Rijkaard’ın Galatasaray’ı, bir hücuma yönelik orta saha oyuncuyu, iki kanat forvet ve bir santrafor ile oynuyor. Bu beş oyuncu 30 metrelik bir alanda kendi aralarında mevki değiştirirken 60 metrelik alandan iki defansif orta saha oyuncusu sorumlu oluyor. Fenerbahçe maçının ilk yirmi dakikasında Fenerbahçe’nin Barcelona gibi pas yapmasının sebebi de bu diziliştir. Lakin beklenilen an gelip de gol yenildiğinde suçlanılan kişiler defans oyuncuları oluyor. İşin komiği, sadece Fenerbahçe maçına bakacak olursak beş oyuncu ile Galatasaray’ın bulduğu pozisyon sayısı 3. Diyebilirsiniz ki Galatasaray bu sistemle Fenerbahçe ve Trabzonspor’a pozisyon vermedi; tamamen katılmakla birlikte rakibin kadro yapılarına bakılmasını şiddetle öneririm. Galatasaray 4-4-2 oynayan Atletico Madrid’e karşı orta sahayı beşlediğinde bile deli gibi açık vermişti çünkü orta sahayı beşleyen oyunculardan 3’ü defansif yönü sıfır olan oyunculardı. Rakip önemli bir etken.

-Rijkaard’ın Galatasaray’ı rakibe bakmadan kendi oyununu oynar. Geriden paslaşarak oyun kurar: Şimdi bu biraz içecek ayran yokken BMW ile helaya gitmeye benziyor. Bu yüzden Galatasaray ligin durdurulması en kolay takımlarından birisi haline geldi. Tüm iş yükü Sarp ile birlikte oynayan adamın üzerine yıkıp Galatasaray anlamsızca geri ve yan pas yapan (Neill hariç) defans oyuncularının hata yapmasına bakıyor. Eğer stoperler topu kaybetmezse karşımıza iki senaryo çıkıyor.

-Birinci senaryoya göre top anlamsızca ileriye doğru şişirilecek ve Galatasaray takımının yarısı ilerde ve kanat bekler orta sahaya yakın iken, rakip kontra atağa çıkacak.


-İkinci senaryoya göre stoper topu önündeki defansif ortasaha oyuncusuna verecek. Defansif orta saha oyuncusu ya yan pas yapıp topu geri alıp diğer kanada yan pas yapacak. Ya da hiç yanlara çalışmadan direk aldığı topu stopere geri pas ile iade edecek. Galatasaray’da topla oynama yüzdesinin yüksek olmasının yegane sebebi de budur.

Bu tespitleri uzatmak ve genişletmek mümkün ancak şimdilik bunlar yeter. Lig sonunda bir değerlendirme ile genel görüntüye tekrar bakmak yerinde olacaktır. O zamana kadar haksız çıkmak umuduyla bu oturumu kapatıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder