8 Temmuz 2009 Çarşamba

Lig Öncesi Değerlendirmeleri 1: Trabzonspor


Efendim bu yaz takımlarımızda bir yapılandırma modasıdır gidiyor. Altyapı, üst yapı, idari yapı derken futbol takımlarımız adeta yap-boz tahtalarına dönüştü. Haddim olmayan işlere burnumu sokmayı kendime yaşam düsturu edinmiş bir futbolsever olarak dilimin döndüğü kadarıyla muhtelif takımlarımızın transfer hamlelerini yorumlayacağım.

Bu işe Engin Baytar’a olan özel hayranlığımdan ötürü Trabzonspor ile başlamak istiyorum. Kanımca, 2008-09 futbol sezonuna en hazır giren takımlar listesi yapacak olsak Trabzonspor en üst sıralarda yer alırdı. Kabus gibi geçen bir 2007-08 sezonundan sonra, lig ortasında göreve gelen Ersun Yanal’ın istekleri doğrultusunda gerekli transferler yapılmış, takıma kadro derinliği kazandırılmıştı.

Geçen yıl yapılan transfer sayısını, harcanan parayı ve takımın bu yıl ligi bitirdiği yeri düşünürsek 2008-09 futbol sezonunun Trabzonspor için başarılı geçtiğini söyleyebilirdik -eğer Trabzonspor yönetimi teknik ekiple yola devam etmiş olsaydı-.

Ersun Yanal, yaklaşık 5 yıl kadar önce, olgun demeçleri, çalıştırdığı takımların bütçelerine uygun olarak yaptığı genç oyuncu transferleri ve meşhur laptopuyla, ligimizin popüler simalarından birisi haline gelmişti. Şayet, gittiği her takımda başarıları bir Türkiye Spor Medyası klişesi ile açıklarsak “saman alevi” tadında olmuş, iyi başladığı işleri hedeflediği noktalarda bitirmeyi başaramamıştı.

Kendisini, baskının yoğunlaştığı ve bütün gözlerin onun üzerinde olduğu dönemlerde süreci iyi yönetemeyen bir teknik adam olarak değerlendirmeyi uygun görüyorum. İyi bir teknik direktörü diğerlerinden ayıran niteliklerin birçoğunu bünyesinden bulundurmasına rağmen, iyi bir teknik direktörlü, büyük teknik direktörlerden ayıran niteliklere sahip birisi olduğunu söyleyemeyiz.

Her şeye rağmen Trabzonspor yönetiminin onun arkasında durması ve bir yıl daha tahammül etmesi bence Trabzonspor’un selameti açısından daha iyi olacaktı. Bugün takımı bıraktığı noktayı düşünecek olursak, son derece kısıtlı alternatifleri bulunan bir defans bloğu, aynı pozisyonda oynayan bir çok oyuncunun bulunduğu bir orta saha kurgusu ve defans bloğundan daha da sığ bir görüntüde yer alan forvet hattının görmekteyiz.

Ayrıca tutmayan “Şenol Güneş Operasyonu” sonrasında, Türk futbolseverlerin birçoğunun “Nasıl Yani?” sorusuyla karşıladıkları “Thomas Broos” tercihini de bir kenara koymak gerekiyor. Şahısları bir kenara bırakırsak teknik direktörün belirlendiği dönemde Trabzonspor yönetiminin de süreci iyi yönetemediği ve takımı çalıştıracak hocayı bulmada oldukça geç kaldığını görmekteyiz.

Thomas Broos’un göreve geldiği zamana kadar yapılan transferlere bakacak olursak tamamen yönetimin öncelik alarak takıma kazandırdığı isimlerle karşılaşmaktayız. Takımda Yattara ve Alanzinho gibi defansif yönü olmayan iki oyuncunun varlığına rağmen benzer niteliklerde hemi de gayet problemi bir oyuncu olmasıyla ün salmış Engin Baytar’ın da takıma kazandırıldığını görmekteyiz.

Ronaldinho’nun Barcelona’ya transfer olduğu dönemde Johann Cruffy’a atfedilen bir anekdotu paylaşmak istiyorum: “Öyleyse Barcelona’ya üç top lazım. Birisi Rivaldo’ya, birisi Ronaldinho’ya ve diğeri de geri kalanlara…”

Benzer bir durumun Trabzonspor için de söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Bir de Zafer Yelen var ki kendisi de hücuma yönelik orta saha oyuncusu olarak kendisine kadroda nasıl yer bulur bilinmez.
Defansa gelecek olursak Giray ve Egemen dışında stoper mevkine talip Tayfun dışında bir alternatif yok. Belki Ceyhun’un da bu bölge için düşünebilir. Gözden çıkartılan Rigobert Song’un yerini, pozisyon alma kabiliyeti yüksek, lider nitelikleri olan bir oyuncuyla doldurmanın şart olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde takımın iyi bir sağ beke de ihtiyaç duyduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor ki şu anki kadro görüntüsünde Tayfun’un sağ bek için doğrudan aday olduğunu söyleyebiliriz.

Forvet hattına gelecek olursak aslında bu noktaya hiç gelmesek ne güzel olur diye düşünmek istiyorum. Ne Gökhan Ünal ne de Umut Bulut, Trabzonspor gibi şampiyonluk hedefi olan takımlarda forvet oynayabilecek sürekliliğe ve istikrara sahip oyuncular değiller. Açıkçası bu noktada Alanzinho transferini eleştirmeyi daha yerinde buluyorum. Belki o dönemdeki transfer hamlesi forvet hattını güçlendirmeye yönelik bir şekilde değerlendirilseydi bugün olduğu kadar sıkıntılı bir forvet hattı tablosu karşımıza çıkmayabilirdi.

“Koşmayan” olarak tabir edebileceğimiz oyunu tek yönlü oynayan hücum elemanlarının bolluğu, ortasahası zaten zayıf olan Trabzonspor için oldukça sıkıntılı bir durum teşkil etmekte. Yattara, Alanzinho, Gökhan Ünal ve hatta Selçuk İnan tipinde oyuncuların hepsini birden sahaya sürmek bence geri kalanların emeğine saygısızlıktır. Günümüzde, elit futbol liglerinde hiçbir iddialı takımda bu kadar “hareketsiz” oynayan hücum elemanlarına rastlamamaktayız.

Toparlamak gerekirse Trabzonspor’un geçen aynı zamandaki görüntünün tersine yeni futbol sezonuna en kötü giren takım olduğunu düşünüyorum. Thomas Broos’un bu yılı takımının başında bitirebileceğine dair olan inancım gayet düşük.

Her şeye rağmen Trabzonspor yönetimi, geçen yıl ki yapılandırmada ısrar etmiş olsaydı şu an ki kadar sıkıntılı bir dönem yaşayacaklarını zannetmiyorum. Bu açıdan yönetimlerin yapmış oldukları teknik direktör tercihlerinde her seçişin aynı zaman da bir vazgeçiş olduğunu da göz ardı etmemeleri gerekiyor.

Trabzonspor Ersun Yanal tercihini yaparken bu gerçeklere göre hareket etmeliydi. Açıkçası takımı şu an ki gibi gardı düşük bırakmaktansa bir yıl daha sabırlı olup yaptıkları seçimi bütün yönleriyle irdelemeliydiler. Acaba şu an da seçilenler vazgeçilenlere değecek mi, hep birlikte göreceğiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder