
Alparslan’ı ilk kez De Santcis’in imza töreninde eline tutuşturulan 60 numaralı forma ile basın mensuplarına poz verirken görmüştüm. Gençti, Werder Bremen altyapısından yetişmişti. Sol ayaklı, hızlı, azimli ve teknik bir oyuncu olarak nitelendiriliyordu.
Sonraları kendisini Bellizona maçında sol kanatta fizik olarak kendisinden çok daha iri olan rakibiyle boğuşurken gördüm. Zayıf kalmasına rağmen süratiyle, kısa mesafede oldukça etkili bir oyuncu gibiydi. Daha sonra kendisini Kocaelispor maçında 65 metre top sürdükten sonra Milan Baros’a gol pası verirken gördüm. Böylesine nitelikleri olan genç bir oyuncunun Galatasaray’a kazandırılması beni bir taraftar olarak mutlu etmişti.
Kocaelispor maçını takip eden süreçte Alparslan, Galatasaray’da forma şansı bulamadı. Medyaya yansıyan bir sonraki görüntüsünde Büyük Kaptan’ın “disiplin masturbasyonu”na meze oluyordu:
“Hocam demek yok! Alparslan! Hoca yok!”
“Hocam demek yok! Alparslan! Hoca yok!”
diye kükrüyordu Büyük Kaptan. Heyhat Alparslan’ı bu şekilde terbiye etmek Galatasaray’ın disiplin sorununa çözüm olmadı.
Kasım 2008’de yayınlanan Galatasaray dergide Alparslan Erdem’in bir röportajı yayınlandı. Sevgili Alparslan, almış olduğu futbol eğitimi, Almanya’daki futbol anlayışı ve Bundesliga ile Türkiye arasındaki farklılıklardan bahsetmiş. Burada birkaç alıntı yaparak Alparslan’ın düşüncelerine burada haddim olmayarak yer vermek istiyorum:
* Bremen’de oynamaya başladığım 14 yaşımdan beri dörtlü defansı bilirim. Hatta 11-12 yaşlarında dörtlü defans oynadığımızı bilirim.
* Almanya’da taktiğe ve sisteme çok önem veriyorlar. Ben seçmelere gittiğim zamanlarda abartısız söylüyorum; iki saat antrenman yapılacaksa bunun bir saati taktik konuşması ile geçiyordu.
*Çalımla adam geçmeye izin vermezler. Oyunu yavaşlattığını söylerler. Türkiye’de oyuncuları daha rahat bırakıyorlar. Topla oynama şansı veriyorlar. Tabii rakip yarı alanda.
*Ümit Milli Takım’a geldiğimde ayrı bir dünyadayım sandım. Ben Almanya’da kendimi teknik futbolcu sanıyordum. Ama buraya geldiğimde gördüm ki, Türk futbolcusunun bireysel yetenekleri çok fazla. Ama burada da Almanya’daki disiplin ve fizik gücünden bahsedemeyiz. Mesela topu kaptırınca hemen savunmaya geçmemek gibi düşünceniz olamaz Almanya’da. Almanya’da sadece Diego gibi futbolcuların bunu yapmaya lüksü var. Ama bizler böyle şeyler yaparsak, kendimizi yedek kulübesinde buluruz.
Sevgili Alparslan, disiplinden bahsediyor. Teknik eğitimini çok erken yaşlardan itibaren aldığından, tekniğini oyunu yavaşlatmayacağı ölçüde kullanmaktan bahsediyor. Daha uç noktada düşünürsek, “bireysel yetenekli olmaktan” değil birey olmaktan, birey olarak bir futbol takımının parçası olmaktan bahsediyor.
Ağzından, “on numara”, “bayrak oyuncu” gibi laflar çıkmıyor çünkü yok öyle şeyler. Topu kaptırınca eli belinde top beklemekten değil disiplinden ve fizik gücünden bahsediyor. Türk futbolunun en büyük eksikliklerinden birisinin pozisyon almayı bilmeyen oyuncular olduğunu bu genç yaşında kavramış.
Kendisini bu açıdan farklı kılanın Almanya’da 11-12 yaşından itibaren almış olduğu taktik altyapıya bağlıyor. Diyeceksiniz “O kadar elit oyuncu yetiştiren altyapılar var Alparslan’ın bahsettikleri bu topraklarda uygulanmıyor mu?”
Şüphesiz benzer uygulamalar Türkiye’de de uygulanıyordur ancak o noktada araya Alparslan’ın bahsettiği “disiplin ve fizik gücü” farkı devreye giriyor. Çok güzel laflar etmiş Alparslan. Türkiye’de futbol anlayışının, Avrupa’nın üst düzey liglerindeki gibi olmasını düşleyenler için sözleri Campanella’nın Güneş Ülkesi’nden gelmiş gibi.
Ağzına sağlık Alparslan! Niteliklerin seni hak ettiğin yere götürsün!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder