transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2009 Çarşamba

Kapıdaki Tehlike!



Geçtiğimiz transfer döneminde Beşiktaş’ın hamleleri tartışma konusu oldu. Delgado ve Nobre’nin yüksek maaşları, İsmail Köybaşı ve Tabata’ya ödenen yüksek bedeller derken futbol severlerin gündemi “8 milyon dolar verseler Tabata’yı mı alırsın Elano’yu mu?” gibisinden önermelerle işgal edildi.

Beşiktaşlı futbolcuların kontratlarına baktığımızda ise yakın gelecekte çok maraz yaratacak bir tablo ile karşılaşıyoruz. Şayet Mayıs 2010’da sözleşmesi bitecek oyuncular; Rüştü Reçber (36), Hakan Arıkan (27), Korcan Çelikay (21), İbrahim Kaş-kiralık- (22), İbrahim Üzülmez (35), İbrahim Toraman (28), Serdar Özkan (22), Uğur İnceman (29), Yusuf Şimşek (34), Bobo (23) ve son olarak Holosko (24). Tabi ki Mustafa Denizli’yi de unutmayalım.

Önümüzdeki transfer sezonunda, Beşiktaş’ın oyuncularına verdiği maaşların tartışma konusu olması muhtemel görünüyor. O zaman da futbol severlerin gündemi “Sence Elano mu yıllık 3 milyon euro maaşı hak ediyor yoksa Holosko mu?” gibisinden muhabbetlerle meşgul olur. Allah Beşiktaşlıya sabır versin.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Lig Öncesi Değerlendirmeleri 1: Trabzonspor


Efendim bu yaz takımlarımızda bir yapılandırma modasıdır gidiyor. Altyapı, üst yapı, idari yapı derken futbol takımlarımız adeta yap-boz tahtalarına dönüştü. Haddim olmayan işlere burnumu sokmayı kendime yaşam düsturu edinmiş bir futbolsever olarak dilimin döndüğü kadarıyla muhtelif takımlarımızın transfer hamlelerini yorumlayacağım.

Bu işe Engin Baytar’a olan özel hayranlığımdan ötürü Trabzonspor ile başlamak istiyorum. Kanımca, 2008-09 futbol sezonuna en hazır giren takımlar listesi yapacak olsak Trabzonspor en üst sıralarda yer alırdı. Kabus gibi geçen bir 2007-08 sezonundan sonra, lig ortasında göreve gelen Ersun Yanal’ın istekleri doğrultusunda gerekli transferler yapılmış, takıma kadro derinliği kazandırılmıştı.

Geçen yıl yapılan transfer sayısını, harcanan parayı ve takımın bu yıl ligi bitirdiği yeri düşünürsek 2008-09 futbol sezonunun Trabzonspor için başarılı geçtiğini söyleyebilirdik -eğer Trabzonspor yönetimi teknik ekiple yola devam etmiş olsaydı-.

Ersun Yanal, yaklaşık 5 yıl kadar önce, olgun demeçleri, çalıştırdığı takımların bütçelerine uygun olarak yaptığı genç oyuncu transferleri ve meşhur laptopuyla, ligimizin popüler simalarından birisi haline gelmişti. Şayet, gittiği her takımda başarıları bir Türkiye Spor Medyası klişesi ile açıklarsak “saman alevi” tadında olmuş, iyi başladığı işleri hedeflediği noktalarda bitirmeyi başaramamıştı.

Kendisini, baskının yoğunlaştığı ve bütün gözlerin onun üzerinde olduğu dönemlerde süreci iyi yönetemeyen bir teknik adam olarak değerlendirmeyi uygun görüyorum. İyi bir teknik direktörü diğerlerinden ayıran niteliklerin birçoğunu bünyesinden bulundurmasına rağmen, iyi bir teknik direktörlü, büyük teknik direktörlerden ayıran niteliklere sahip birisi olduğunu söyleyemeyiz.

Her şeye rağmen Trabzonspor yönetiminin onun arkasında durması ve bir yıl daha tahammül etmesi bence Trabzonspor’un selameti açısından daha iyi olacaktı. Bugün takımı bıraktığı noktayı düşünecek olursak, son derece kısıtlı alternatifleri bulunan bir defans bloğu, aynı pozisyonda oynayan bir çok oyuncunun bulunduğu bir orta saha kurgusu ve defans bloğundan daha da sığ bir görüntüde yer alan forvet hattının görmekteyiz.

Ayrıca tutmayan “Şenol Güneş Operasyonu” sonrasında, Türk futbolseverlerin birçoğunun “Nasıl Yani?” sorusuyla karşıladıkları “Thomas Broos” tercihini de bir kenara koymak gerekiyor. Şahısları bir kenara bırakırsak teknik direktörün belirlendiği dönemde Trabzonspor yönetiminin de süreci iyi yönetemediği ve takımı çalıştıracak hocayı bulmada oldukça geç kaldığını görmekteyiz.

Thomas Broos’un göreve geldiği zamana kadar yapılan transferlere bakacak olursak tamamen yönetimin öncelik alarak takıma kazandırdığı isimlerle karşılaşmaktayız. Takımda Yattara ve Alanzinho gibi defansif yönü olmayan iki oyuncunun varlığına rağmen benzer niteliklerde hemi de gayet problemi bir oyuncu olmasıyla ün salmış Engin Baytar’ın da takıma kazandırıldığını görmekteyiz.

Ronaldinho’nun Barcelona’ya transfer olduğu dönemde Johann Cruffy’a atfedilen bir anekdotu paylaşmak istiyorum: “Öyleyse Barcelona’ya üç top lazım. Birisi Rivaldo’ya, birisi Ronaldinho’ya ve diğeri de geri kalanlara…”

Benzer bir durumun Trabzonspor için de söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Bir de Zafer Yelen var ki kendisi de hücuma yönelik orta saha oyuncusu olarak kendisine kadroda nasıl yer bulur bilinmez.
Defansa gelecek olursak Giray ve Egemen dışında stoper mevkine talip Tayfun dışında bir alternatif yok. Belki Ceyhun’un da bu bölge için düşünebilir. Gözden çıkartılan Rigobert Song’un yerini, pozisyon alma kabiliyeti yüksek, lider nitelikleri olan bir oyuncuyla doldurmanın şart olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde takımın iyi bir sağ beke de ihtiyaç duyduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor ki şu anki kadro görüntüsünde Tayfun’un sağ bek için doğrudan aday olduğunu söyleyebiliriz.

Forvet hattına gelecek olursak aslında bu noktaya hiç gelmesek ne güzel olur diye düşünmek istiyorum. Ne Gökhan Ünal ne de Umut Bulut, Trabzonspor gibi şampiyonluk hedefi olan takımlarda forvet oynayabilecek sürekliliğe ve istikrara sahip oyuncular değiller. Açıkçası bu noktada Alanzinho transferini eleştirmeyi daha yerinde buluyorum. Belki o dönemdeki transfer hamlesi forvet hattını güçlendirmeye yönelik bir şekilde değerlendirilseydi bugün olduğu kadar sıkıntılı bir forvet hattı tablosu karşımıza çıkmayabilirdi.

“Koşmayan” olarak tabir edebileceğimiz oyunu tek yönlü oynayan hücum elemanlarının bolluğu, ortasahası zaten zayıf olan Trabzonspor için oldukça sıkıntılı bir durum teşkil etmekte. Yattara, Alanzinho, Gökhan Ünal ve hatta Selçuk İnan tipinde oyuncuların hepsini birden sahaya sürmek bence geri kalanların emeğine saygısızlıktır. Günümüzde, elit futbol liglerinde hiçbir iddialı takımda bu kadar “hareketsiz” oynayan hücum elemanlarına rastlamamaktayız.

Toparlamak gerekirse Trabzonspor’un geçen aynı zamandaki görüntünün tersine yeni futbol sezonuna en kötü giren takım olduğunu düşünüyorum. Thomas Broos’un bu yılı takımının başında bitirebileceğine dair olan inancım gayet düşük.

Her şeye rağmen Trabzonspor yönetimi, geçen yıl ki yapılandırmada ısrar etmiş olsaydı şu an ki kadar sıkıntılı bir dönem yaşayacaklarını zannetmiyorum. Bu açıdan yönetimlerin yapmış oldukları teknik direktör tercihlerinde her seçişin aynı zaman da bir vazgeçiş olduğunu da göz ardı etmemeleri gerekiyor.

Trabzonspor Ersun Yanal tercihini yaparken bu gerçeklere göre hareket etmeliydi. Açıkçası takımı şu an ki gibi gardı düşük bırakmaktansa bir yıl daha sabırlı olup yaptıkları seçimi bütün yönleriyle irdelemeliydiler. Acaba şu an da seçilenler vazgeçilenlere değecek mi, hep birlikte göreceğiz.

28 Haziran 2009 Pazar

Engin Baytar Olmak ya da Olamamak


Disiplinsiz ama yetenekli kanat oyuncularına karşı tarif edilmez bir hayranlığım olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Yurtdışında Quaresma ve Nerry Castillo’yu bu alanda tek geçerim. Yurtiçinde ise İbrahim Akın ve Engin Baytar’ı.

En büyük dileğim bu dört arkadaşı futbol sahası dışında herhangi bir platformda kapıştırmak. Okey olur, bilardo olur, batak olur, langırt olur. Ancak futbol sahası… ı-ıh, olmaz. Neden diye soracak olursanız, futbol yetenekleri bu kadar üst düzey olup da bunları saha içinde futbolu güzelleştirme adına kullanmayan bu arkadaşları başka alanlarda değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Engin Baytar, Aziz Yıldırım’ın yarattığı hezeyan ortamını düşünürsek 200 bin Euro ve 2 oyuncu gibi oldukça uygun bir bedel karşılığı Trabzonspor’a transfer oldu. Kendisi ve Trabzonspor için hayırlı olmasını diliyorum.

Engin'i son iki sezondur özellikle takip ediyorum. Vanspor’un eski futbolcusu Adnan Baytar’ın oğlu olarak dünyaya gelen Engin, Armenia Bielefeld’de başlayan futbol yaşantısına Türkiye’de Maltepespor’la devam etti. Akabinde Gençlerbirliği’ne transfer olarak Süper Lig’de boy göstermeye başladı. Böylelikle, sonraları geleneksel hale gelecek “Engin Baytar Sezon Öncesi Kampı Disiplinsizlik Şenlikleri” medyada yer bulmaya başladı. Antrenmanlardan kaytarma, saha içi ve saha dışı disiplinsizlik sebepleriyle zaman zman kadro dışı bırakıldı ancak bir şekilde takıma geri dönmeyi başardı. Bu bakımdan Süleyman Demirel ile büyük bir benzerliği olduğunu düşünmekten alamıyorum kendimi.

Engin’in gol sevinci bile oyuncunun karakterine yönelik önemli bir referans. Gol sevincini paylaşmak isteyen arkadaşlarını iteleyerek, iki elinin baş parmaklarıyla formasını gösteriyor. Maalesef ben bu oyuncuda, futbolseverlerin disiplinsiz oyunculara sempati duymasını mümkün kılan “fırlama masumiyeti”ni göremiyorum.

Engin, geçtiğimiz sezon ikinci yarıda Eskişehirspor’a kiralandı, orada da rahat durmadı, duramadı. Saha içinde Youla ile kapışması, Youla’nın oyundan alınmasıyla sonuçlandı. Düz mantık ile değerlendirirsek Rıza Çalımbay takdir hakkını Engin’den yana kullandı. Maç öncesi kamptan kaçıp sabah beşe kadar barlarda gezen 18 yaşındaki Batuhan Karadeniz’e “Ya adam gibi oynar futbolcu olursun ya da gittiğin bara koruma.” diyip kadro dışı bırakan kişi maç içinde Youla’ya, sırf kendisine pas atmadı diye çıkışan Engin Baytar’ı ensesini sıvazlayarak oyunda tuttu, sonraki maçlarda da inatla oynattı. Sonuç olarak Engin Baytar, son iki yılda futbolunun üstüne hiç bir şey koymadan Trabzonspor’a transfer olmayı başardı.

Bu transferi, kombine bilet satışlarında büyük bir düşüş yaşayan Trabzonspor’un, cafcaflı bir ismi bünyesine katarak mevcut durumu tersine çevirmeye yönelik bir hamlesi olarak düşünüyorum. Engin açısından olaya bakacak olursak, Alanzinho ve Yattara ile yarışacağı bir kadro içinde şansı daha önceki kadar yaver gitmeyebilir. Tabii takım içindeki konumunun belirlenmesinde yeni hoca Thomas Broos’un tavrı da belirleyici olacaktır.

Bana kalırsa bu yıl Engin Baytar’ın sıçrama yapacağı yıl olacaktır. Küçük takımların problemli oyuncusu artık büyük bir takımın büyük problemler yaratan oyuncusuna dönüşecektir. Bu yıl Engin Baytar ‘ı izlemek, daha önce hiç olmadığı kadar eğlenceli olacak. Alanzinho’nun ensesine tokadı mı basar, Thomas Broos’a hareket mi çeker bilemem ama kendisini “planların” genelde tutmadığı bir şehrin başarıya aç takımında izlemeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

26 Haziran 2009 Cuma

2009-2010 Transfer Dönemi

Paranın Satın Alamayacağı Şeyler Vardır. Geri Kalan Herşey için...

25 Haziran 2009 Perşembe

Parayı Verip Düdüğü Çalamamak


Transfer döneminin en ilginç haberlerinden birisi dün Gaziantepspor cephesinden geldi. İki gün önce iki yıllık anlaşma imzalayan Ersen Martin’in sözleşmesi, onu kulübe getirip imza attıran yönetim tarafından fesh edildi. Ersen, Antep cephesinden sağ çıkamadı.

Medyada çıkan haberlere bakarsak Ersen Martin’in sözleşmesinin fesh edilmesinin arkasında teknik direktör Jose Couceiro’nun tepkisi vardı. Futbol dünyamızda daha önce birçok kez karşımıza çıkmış idari hatalardan birisinin, Gaziantepspor yönetimi tarafından tekrar edilmesine karşın, Jose Couceiro takımdaki kazanç dengesini bozacak bir transfere izin veremeyeceğini söylemişti.

Dürüst olmak gerekirse bu açıklama bana pek inandırıcı gelmedi. Muhtemelen “skandal” olarak nitelendirilebilecek bir olayın örtbas edilmesi için “takım içi kazanç dengesi" gibi bir bahane öne sürülmüş olabilir. Önemli olan ise Jose Couceiro’nun, kendi onayı alınmadan, kulüp yönetimi tarafından yapılmış bir transfere karşı çıkarak örnek gösterilecek bir davranışa imza atmasıdır.
Umuyorum ki Türk teknik adamlar Couceiro’nun tavrından gerekli dersleri çıkartırlar. Çünkü Türk futbolunu, kulüp yöneticilerinin “parayı veren düdüğü çalar” düsturundan yola çıkıp “parayı veren benim, her şeye karışırım” noktasına varan zihniyetinden ancak Couceiro gibilerinin gösterdiği kararlılık kurtarabilir.

22 Haziran 2009 Pazartesi

El Elden Üstündür: Gökhan Zan Transferi Vak'ası


Efendim, taze açılmış futbol bloguna taze yapılmış bir transferle ilgili bir gönderi ile başlamak nasipmiş. Malumunuz bugün saat 18.00 itibariyle Gökhan Zan, Galatasaray ile 2 yıllık sözleşme imzaladı. Transferin öyküsüne baktığımızda karşımıza çıkan kişi Sayın Haldun Üstünel.

Basın toplantısında, transferin teknik direktör Rijkaard’ın bilgisi dahilinde mi yapıldığı sorusuna, Sayın Üstünel dudaklarını ısırarak çok kaçamak bir cevap verdi. Müneccimliğin alanlarına girmeden az çok vücut dili üzerinden bir çıkarım yapacak olursak, sanki bu soru, Sayın Üstünel’de hararet yapmış gibiydi.
Bu noktada olaya basit bir karşılaştırma ile yaklaşma gereği duyuyorum. Galatasaray’ın ezeli rakibi Fenerbahçe, ligi Galatasaray’ın bir basamak üzerinde ağır hasarlı bir biçimde tamamladı. Sil baştan yapılandırılmaya gidildi. Bu hususta, yetenekli muhtelif oyuncular transfer edildi. Bütün bu transferler yapılırken Fenerbahçe’nin teknik direktörü henüz resmi olarak belirlenmiş değildi. Hala da belli değil.

Yapılan transferler, başkan Aziz Yıldırım tarafından gerçekleştirilmekte. Düz mantıkla okursak, Fenerbahçe’nin transfer çalışmalarının “Biz yetenekli oyuncuları alalım, iyi bir hoca nasıl olsa bu malzemeden yararlanır ve başarı da gelir” prensibine dayandığını görüyoruz. Profesyonel kulüp yöneticiliği ile bu felsefenin ne kadar bağdaştığını sizlerin takdirine bırakıyorum.

Galatasaray’a ve Gökhan Zan transferine dönecek olursak, idari bir mevkii işgal eden bir kişinin bu kadar ön plana çıkıp, transferde insiyatif alması, Galatasaray’da sportif yönetimin selameti açısından hayra alamet değildir.

Teknik ekibin fikri dâhilinde verilmesi gereken bir transfer kararı, bir gün içerisinde oldubittiye getirilip taraftara ve basına servis ediliyorsa “Gökhan Zan Transfer Vak’ası” idari anlamda Galatasaray’da yönetim zaaflarının Rijkaard gibi bir teknik direktörün gelişine rağmen devam ettiğinin açık bir göstergesidir.

Galatasaray yönetimi geçmişte Gerets’e, Kalli’ye ve Skibbe’ye kendi çıkarlarına uygun şekilde yıldırma politikaları uyguladı ve kaybeden hep Galatasaray oldu. Temennim benzer bir muamelenin, Türk futbolunun hem dünyadaki tanıtımına, hem de sportif anlamda profesyonelleşmesine büyük katkılar sağlayabilecek Frank Rijkaard’a karşı yapılmamasıdır. Aksi takdirde Nihat Genç’in daha önce “Memleket Hikayeleri” kitabında “En Büyük Taraftar” öyküsünde öne sürdüğü “Hepimiz Fenerbahçeliyiz” tezine bir adım daha yaklaşmış olacağız. Allah sonumuzu hayır ede!