
Sıcak havaya rağmen oldukça yüksek tempoda geçen bir maç olduğunu düşünüyorum. Genel hatlarıyla maça baktığımızda, Galatasaray’da defansif zaaflarının öne çıktığını görmekteyiz. Ben ise daha çok arada kaynama ihtimali yüksek birkaç ufak detay üzerine konuşmak istiyorum.
Her yıl Türkiye’ye kariyerli yahut kariyersiz birçok yabancı teknik adam geliyor. Gerek, Türkiye’deki futbol anlayışının sığlığından gerek kurumsal anlamda kulüplerin eksikliklerinden dolayı bu teknik direktörler arasında, bir süre sonra “farklı arayışlar” olarak adlandırabileceğimiz davranışlarda bulunmaya başlıyorlar. Ki bunun üzerine daha sonra uzun uzadıya konuşmak istiyorum.
Olaya Galatasaray açısından baktığımızda verilebilecek en bariz örnek sanırım Eric Gerets’in sağ bek pozisyonu için inatla Cihan Haspolatlı’yı oynatmasıdır. İtiraf etmem gerekiyor ki ilk Tobol maçından sonra ben de tabiri caizse “kendini kaybedenlerden” birisiydim. Çünkü gönlüm Galatasaray’ın, teknik direktör egosunun yapboz tahtası olmasına el vermiyor.
Böyle bir giriş yapmaktaki amacım bugün Gaziantepspor maçı karşısında da, Tobol maçındaki hissiyata kapılmış olmam. Keza aynı hissiyatı Skibbe döneminin sonunun habercisi, ilk Steau Bucharest maçı sonrasında da hissetmiş ve kendi kendime takımın ve hocanın zamana ihtiyacı olduğunu hatırlatmıştım. Bugün de aynısını yapıyorum.
Galatasaray geçen yıla oranla oyun anlayışı bakımından gözle görülür bir gelişim içerisinde. Fakat bu gelişimin sonunun gelmesi Galatasaray’ın kemikleşmiş problemlerinin çözümüne bağlı. Bu problemlerden en önemlisi bir türlü çözüm getirilemeyen basit top kayıpları. Mustafa Sarp geriden oyun kurar mı, Servet ve Gökhan Zan yan yana olur mu, Aydın Yılmaz bu takımda olmayı hak ediyor mu gibi soruların yanına eklemek istiyorum:
Bugün nasıl oldu da Galatasaray, 70’i üzerinde top kaybı yapmayı başardı? Umarım bu soruyu Rijkaard yahut Neeskens de birbirlerine soruyorlardır. Bu kadar bariz bir probleminin çözümlenmesi için gerekli önlemlerin alınmasını bekliyorum.
Bunun dışında bahsedilmesi gereken bir klasik sağ bek problemi var ki bunun üzerine çok yazılıp çizildi. Yeni bir şey ekleyebileceğimden şüphelerim olduğu için fazladan laf kalabalığı yapmak istemiyorum.
Gaziantepspor topa sahipken orta sahada Zurita-Murat Ceylan ikilisinin dikine pas yapmaları ve topsuz alanda bu ikili haricinde Hakan Bayraktar’ın gösterdiği emek takdir edilmelidir. Bu açıdan teknik direktör Jose Coucheiro’nun hakkını vermek lazım. Hücumda ise Gaziantepsporlu futbolcular, -özellikle oyunun son bölümünde- oyunu kanada yaymaya çalışıp Julio Cesar Da Silva’nın fizik ve teknik avantajından faydalanarak, pozisyon hatası yapmaya çok yatkın Galatasaray defansını, ani hücumlarla zor durumda bıraktılar.
Kanımca topla oynama oranın %57’ye, %43 oranında Gaziantepspor’da kalmasının sebebi de bu dikine pas trafiğinin kanat akınlarıyla desteklenmeye çalışılmasıydı. Sonuç olarak Galatasaray’ın kanatları koridor oldu.
Galatasaray cephesine gelirsek, takımın Gaziantepspor’un topa daha çok sahip olmasına bağlı olarak 65. dakikadan sonra oyundan düştüğünü görmekteyiz. İlginç bir şekilde, topa daha çok sahip olmasına rağmen Gaziantepspor’un uzak şutlar dışında Galatasaray kalesine yaklaşamadığını görüyoruz ki bu durum o kadar “defansif zaaf” yorumuyla tezat bir görüntü oluşturmakta. Bunda Tabata’nın oyunun son bölümü haricinde silik bir görüntü içersinde olmasının da payı kuşkusuz büyüktür.
Nitekim Galatasaray mehter takımı gibi geliyor bana. Umuyorum ki bir sonraki adım ileri olur. Son olarak Arda Turan’ın, Rijkaard’ın gelişinden sonra gösterdiği gelişim takdir edilmeli. Toplu ve topsuz oyunda böylesine etkili bir oyuncuyu kadroda bulundurmak Galatasaray açısından eşi bulunmaz bir nimet.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder