22 Haziran 2009 Pazartesi

El Elden Üstündür: Gökhan Zan Transferi Vak'ası


Efendim, taze açılmış futbol bloguna taze yapılmış bir transferle ilgili bir gönderi ile başlamak nasipmiş. Malumunuz bugün saat 18.00 itibariyle Gökhan Zan, Galatasaray ile 2 yıllık sözleşme imzaladı. Transferin öyküsüne baktığımızda karşımıza çıkan kişi Sayın Haldun Üstünel.

Basın toplantısında, transferin teknik direktör Rijkaard’ın bilgisi dahilinde mi yapıldığı sorusuna, Sayın Üstünel dudaklarını ısırarak çok kaçamak bir cevap verdi. Müneccimliğin alanlarına girmeden az çok vücut dili üzerinden bir çıkarım yapacak olursak, sanki bu soru, Sayın Üstünel’de hararet yapmış gibiydi.
Bu noktada olaya basit bir karşılaştırma ile yaklaşma gereği duyuyorum. Galatasaray’ın ezeli rakibi Fenerbahçe, ligi Galatasaray’ın bir basamak üzerinde ağır hasarlı bir biçimde tamamladı. Sil baştan yapılandırılmaya gidildi. Bu hususta, yetenekli muhtelif oyuncular transfer edildi. Bütün bu transferler yapılırken Fenerbahçe’nin teknik direktörü henüz resmi olarak belirlenmiş değildi. Hala da belli değil.

Yapılan transferler, başkan Aziz Yıldırım tarafından gerçekleştirilmekte. Düz mantıkla okursak, Fenerbahçe’nin transfer çalışmalarının “Biz yetenekli oyuncuları alalım, iyi bir hoca nasıl olsa bu malzemeden yararlanır ve başarı da gelir” prensibine dayandığını görüyoruz. Profesyonel kulüp yöneticiliği ile bu felsefenin ne kadar bağdaştığını sizlerin takdirine bırakıyorum.

Galatasaray’a ve Gökhan Zan transferine dönecek olursak, idari bir mevkii işgal eden bir kişinin bu kadar ön plana çıkıp, transferde insiyatif alması, Galatasaray’da sportif yönetimin selameti açısından hayra alamet değildir.

Teknik ekibin fikri dâhilinde verilmesi gereken bir transfer kararı, bir gün içerisinde oldubittiye getirilip taraftara ve basına servis ediliyorsa “Gökhan Zan Transfer Vak’ası” idari anlamda Galatasaray’da yönetim zaaflarının Rijkaard gibi bir teknik direktörün gelişine rağmen devam ettiğinin açık bir göstergesidir.

Galatasaray yönetimi geçmişte Gerets’e, Kalli’ye ve Skibbe’ye kendi çıkarlarına uygun şekilde yıldırma politikaları uyguladı ve kaybeden hep Galatasaray oldu. Temennim benzer bir muamelenin, Türk futbolunun hem dünyadaki tanıtımına, hem de sportif anlamda profesyonelleşmesine büyük katkılar sağlayabilecek Frank Rijkaard’a karşı yapılmamasıdır. Aksi takdirde Nihat Genç’in daha önce “Memleket Hikayeleri” kitabında “En Büyük Taraftar” öyküsünde öne sürdüğü “Hepimiz Fenerbahçeliyiz” tezine bir adım daha yaklaşmış olacağız. Allah sonumuzu hayır ede!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder